4/25/2015

Gençlik; nereye kadardır?

 
Büyülü bir sözcük: Gençlik.

Chanel “Herkes hayatında bir kez genç olur, ama genç kalmak kişinin elindedir...” demiş.

Faust, genç görünmek uğruna ruhunu şeytana satmıştı.

Ama Dorian Gray’in şeytanla anlaşması gerekmedi, çünkü portresi onun yerine yaşlanırken, güzel yüzünde en ufak bir kırışık bile belirmemişti.
Bu iki klasik eserin, genç kalmak uğruna savaş veren kahramanları birer erkek...
 Kuşkusuz günümüz kadınları gibi erkekleri de gençliğini zamana kaptırmak niyetinde değil. Kaldı ki insanoğlu tarihin en karanlık çağlarından beri gençlik iksirinin peşinde. Bugün de binlerce bilim adamı laboratuarlarda ciddi bilimsel araştırmalar yapıyor, insanın olağanüstü yaşamının sırrını çözmeye uğraşıyorlar. Sadece gençlik iksirlerini değil, yaşlanmayı frenlemek ve kusurları ortadan kaldırmak için insanın genetik yapısıyla nasıl oynayabileceklerini de araştırıyorlar...
 Peki zamanın izlerini yüzümüzde ayna gibi aksettiren cildimizin bilim adamlarına göre üç asra kadar uzanan bir dayanma gücü varken biz neden ve nasıl yaşlanıyoruz?
 Biz klonlamayı ve genetik yapımızla oynayarak gençliği yakalamayı bilim adamlarına bırakıp, elimizde olan ve olmayan nedenlere eğilelim. Aslında doğadaki tüm canlılar gibi insanlar da belli bir ritim ile her yıl yenileniyorlar. Ancak bu yenilenme ritmi zamanla yavaşlıyor ve her insan, genetik mirasına da bağlı olarak farklı biçimlerde “eskiyor”.
Bunun en belirgin göstergesi de ciltte ortaya çıkıyor. Cilt aynı zamanda sağlığımızın, iyi, kötü bütün alışkanlıklarımızın, yaşama biçimimizin, hatta ruh halimizin de aynası ve en açık göstergesidir
Özetlersek cilt, kişiyi fena halde ele veriyor; hem de rengi, sıkılığı ve pürüzsüzlüğü ile. Ayrıca onun için en büyük ve en akıllı organımızdır da diyebiliriz. Zira dış etkenlerle birebir ilişkide olan ve çevre koşullarına göre savunmaya geçerek bedenimizi koruyup yaşatan da o!
 Dış etkenler ise (hava kirliliği, rüzgar, soğuk, aşırı sıcaklar vs) yaşlanmayı ya hızlandırıyor, ya da erken başlatıyor.
 Ama binlerce yıldan beri cilt bakımına yönelik ürün ve yöntemler de var! Geçen yüzyıllarda adı da koyulan ve ciddi bilimsel araştırmaların eseri olan kozmetikler bu gün de cildin dış etkenlere karşı savunmasında destek vererek gençliğini uzatıyor.
 Gençliğimizi uzatabilmek için ne yapabiliriz derseniz, aslında hepimiz bunun çaresini biliyoruz: Sağlıklı gıdalarla beslenmek, doğaya yakın yaşamak, doğal hayatı korumak, stresten kaçınmak, güneşten korunmak ve....Sevgiyle yaşamak; yani sevmek, sevilmek!
 Stresten kaçın mı dedik?.. Şaka gibi geliyor değil mi?,..
 Çünkü kentlerde yaşamak ve güncel hayatın stresini kabullenmek zorundayız. Elimizde olanlara göz atarsak stresten başka cilde en kolay yansıyan olumsuzluğun hava kirliliği ile sigara olduğunu görürüz!
 20 ile 40 yaşları arasında cildin oksijenlenme kapasitesinin %50 oranında azaldığı bir gerçek iken sigara durumu daha da zorlaştırıyor. Damarları strese sokup daraltarak oksijen geçişini kısıtlıyor. Cilt inceliyor, esnekliğini sağlayan elastinler kırılıyor, kolajenlerin üretimi yavaşlamaya başlıyor, cildin su depolama kapasitesi azalıyor. Sigaranın katranı da ciltte serbest radikalleri arttırıyor, dolaşımdaki östrojen düzeyini düşürüyor.
 Biz bronz tenimizi de çok sevdik, hem de o kadar çok sevdik ki, bütün uyarılara rağmen güneşlenerek cildimize o güzelim bronz rengi vermekten vaz geçemiyoruz. Aslında cildimiz kendini savunmak için koruyucu bir pigment olan melanin üretimiyle bronzlaşmayı sağlayarak kendini koruyor. Ama cildin kısıtlı etkiye sahip doğal savunma mekanizması çok fazla güneş ışığına dayanamıyor, kırılıyor.
 Bilim adamlarının açıklamasına göre UVA ışınları cildin alt tabakalarına kadar inerek, hücre üretim sistemini bozan oksidan maddelerin oluşumunu hızlandırıyorlar, bozulan hücreler de kalitesiz kolajen ve elastin üretmeye başlıyorlar. Cilt yavaş yavaş eski canlılığını kaybediyor, üzerindeki kırışıklar derinleşiyor, dokular sarkıyor.
 Ama?...
 Yaz- kış demeyip yıl boyunca düzenli bakım ve güneşten korunmak gerekir dedik. Aslında cildin sadece 15 dakika güneş alması D vitamini sentezi için yeterli, cilde bu imkanı da sunmak gerekir!...UV ışınlarından bizi o kadar korkuttular ki, D vitamini eksikliğine kadar giden aşırı bir korunma tutkusu yaşadık. Oysa sıcak iklimlerle dört mevsim farkını yaşayan topraklarda korunmanın dozajı farklı olmalıdır.
Aslında UV ışınlarından korunmak çok kolay, zira artık birçok laboratuar, bakım ürünlerine, hatta makyaj ürünlerine de UV filtreleri koyuyor. Önemli olan, cildi yakmadan korunmak, zaman zaman da dozunu iyi ayarlayarak güneşle buluşmayı bilmektir!
Cilt nasıl korunmalı?
Çağımızda yaşlanma belirtilerini geciktirebileceğimiz, bu süreci kontrol altında tutabileceğimiz birçok yöntem olduğunu biliyoruz. İlk önemli hareket, sağlıklı beslenmek, doğal yaşamdan uzaklaşmamaya çalışmak ve yukarda saydığımız yanlışlardan kaçınmaktır. İkinci adım ise, yaşa uygun bakımlarla cildi desteklemektir. Cilt korunmalı, desteklenmeli ama tembelleştirilmemelidir. Daha genç yaşlarda anti aging bakımlara yönelmek cildi hem tembelleştirir hem de yorar, üstelik cilt anti aging formüllere alıştığı için, asıl ihtiyacı olduğu yaşlarda aktif maddelerden gerektiği gibi etkilenmemeye başlar.
Kişinin karakteri de yaşlanmada etkilidir. Dünyaya gülerek bakan, zor durumlarda kendine acımak yerine mücadeleyi seçen, pozitif tavırlı biri yaşlanmayı da kabullenmeyecektir.
Dünyaya güler yüzle ve sevgiyle bakabilmek ciddi olarak işe yarıyor. En basitinden, unutmayın ki gülmek yaşlılık izlerini de siliyor.
Deneyin!

En basit gençlik hareketi, temizlik ve bakımdır; gençliği geri getiremeyiz ama onu yeniden yapılandırmanın yolu var, bu da kozmetiklerden başlayıp ucu estetik cerrahiye kadar uzanan geniş bir yelpazedeki uygulamalardan geçiyor.
Ama şunu da sık sık tekrarlayacağım:
Her ne yaparsanız yapın, öncelikle, yaptığınız o şeyin işe yarayacağına inanmalısınız.

Aydan Sümercan
www.icerikfabrikasi.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder